Menu
1999 yılının ağustos ayının 17’sine kadar konusu açıldı mı hemen herkes birbirine aynı soruyu sorardı;
 
-         Sen depremde neredeydin?
 
Cevaplar tabi ki farklı olurdu;
 
-         Biz tatildeydik, o zaman bizim kız küçük beşiği bir duvardan diğer duvara savruldu
-         Uyuyorduk, korkudan ayağa bile kalkamadık
-         Sorma biz yurt dışındaydık, kızımız kayınvalidemle  İzmit’deydi, aklımız çıktı, ulaşamadık da, ahh o anları unutamayız. Neyse çok şükür sağ salim kavuştuk ama dört dostumuzu kaybettik
 
Cevaplar uzar gider. Türkiye’de yaşayan herkes için miladi bir tarihtir.
 
Yaşı 40’dan büyük  olanlar da 1980 yılının 12 eylülünü unutmaz. Tek kanallı ve siyah beyaz televizyon vardır evlerde. Eğlence sektörü günümüz kadar gelişmemiştir. Özal başa geçip bizi yabancı markalarla henüz tanıştırıp çivimizi çıkartmamıştır. En fazla kapı önünde çekirdek çitlediğimiz, yazlık sinemalara gittiğimiz bir dönemdir. Sosyal medya henüz icat edilmediğinden insanlar normal saatlerde yataklarına uykuya gidip erkenden uyanıyordur. Bu nedenle o darbe günü sorulduğunda cevaplar hemen aynıdır ve şöyledir;
 
-         Sabah kalktım, çöpü döktükten sonra çay koyup televizyonu açtım bir baktım ki darbe olmuş
 
Gelelim günümüze yani 2016 yılının Temmuz ayının 15’ine;
 
Yazın tam ortası, büyük şehirlerde çalışanların çoğunun tatilde olduğu bir zaman dilimi. Sonrası malum. İnsanlar birbirine telefon etmeye başlıyor;
 
-         Televizyonu aç, köprüleri kapatmışlar, askerler var.
 
Diyor. Hemen internete bakıyoruz, Twitter ne diyor, Facebook nasıl yorumluyor diye. Ama gözlerimiz ekranlarda da. Sonrası herkes için malum. Herkes kendi darbesini kendi yaşadı.
 
Bizi soracak olursanız;
 
36 yıllık dostum, ErbulakEvi’nin genel koordinatörü Nur Ardakoç tatile bizim yanımıza Gümüşlük’e gelmişti. Hem dinlenecek hem de yeni sezon için biraz çalışacaktık. Kızımız Öykü yanımızda, oğlumuz Dağhan oralarda. Yemekten kalkmışız, gülmüşüz, meşhur incik boncukçularda takı toka bakıyoruz. Gülsen Ahıska vardır efsane gazetecilerden, küsenlerden o da. Çok şık bir dükkanı var. Yanıma geldi;
 
-         Askerler, asker köprüyü kapatmış, acayip bir şeyler oluyor
 
Dedi. Hemen otelimize geldik. Tatilde televizyon seyretmeyiz hatta o kadar ki tüm sezon deli gibi izlediğim Survivor’ın finalini bile izlememiştik. Bakıyoruz ekrana. Dört yıldır kaldığım Gümüşlük Otel’de kahvaltı ve yemek salonunda TV olduğunu ilk kez görüyorum. Bir dolapta saklı dururmuş meğer.
 
Elimizde cep telefonlarımız her türlü yayın organlarına, sosyal medyaya deli bir hızla bakarken tek gözümüzü de ekrandan ayırmıyoruz.  Ve durmadan başka şehirlerde olan tanıdıklarımızı arıyoruz.
 
Sabaha kadar bu böyle sürüyor. Neler olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Tüm bu kaos içinde yurt dışından, Norveçten gelen bir telefon gözlerimizi yaşartıyor. Önceleri dostum olan daha sonraları kendi açtığım SMILE CAFE’mde birlikte çalıştığım, kuzeye her ziyaretimde ailece kaldığım, evlenirken Norveçli kız kardeşim olarak şahitlerimden biri olan TORİ BEATE HOKLING hattın diğer tarafındaydı;
 
-         Neler oluyor orada anlamıyoruz. Eğer sizin için sıkıntı varsa tüm ailenle birlikte bize gelebilirsiniz.
 
İşte o an kalıyorum. Yıllarca çok yakınımda olup, menfaatleri bittiğinde beni silen Türk ahbaplarıma karşın Töri bana ve aileme evini açıyordu.
 
“Ahh be Töri’ciğim burası benim vatanım. Bir şey olacaksa da kendi çöplüğümüzde olsun” diye içimden geçirip ona teşekkür ediyorum.
 
Tarihler 16 temmuzu gösterip, gün aydınlandığında artık yeni bir döneme başladığımızı algılıyoruz.
 
Sonrası tuhaf. Tatil beldesindeyiz. Daha Atatürk Hava Limanı saldırısının üstünden sadece 2 hafta geçmiş, Giresun’da helikopter düşmüş, Nice’de bomba patlamış, Dereköy’de yangın çıkmış. İnsan nefes almaya utanıyor. Ööle oturuyoruz. En sevdiğim şey kitap okumak, o bile ayıp geliyor. Kahveye bayılırım, hani şu frenklerin icat ettiğinden. İçersem birilerine ayıp edecekmişim hissindeyim. Çocuklarımın ve kocamın yanımda olmasından dolayı için için mutlu oluyorum ama bunu belli etmekten çekiniyorum.
 
Sonrasında günler geçiyor. Dilimize FETÖ kelimesi ekleniyor.
 
Ve yavaş yavaş birbirimize sormaya başlıyoruz;
 
-         SEN DARBEDE NEREDEYDİN?
Kapat