Menu

 
Bardağın dolu tarafına bakanlardan oldum hep. Yoksa bu hoyrat dünyaya katlanamazdım.
 
Başıma gelen her kötü şeyde mutlaka iyi bir nokta aradım ve hep dedim ki;
 
-         Gün gelecek bu olduğu için şükredeceğim.
 
Ve hep iyi ve mutlu anılarımı pembe, kelebekli dolabıma doldurdum. Öyle bir dolap ki içine ne koyarsan koy mutlaka yer oluyor. Asla dolmuyor.
 
En son Duru Tiyatro’da “Nafile Dünya” oynamıştım. Sonra ERBULAK OYUNCULUK ve YAZARLIK EVİ girdi hayatımıza, kitap yazmaya ve çeviri yapmaya devam edebilsem de sahneye çıkamadım. Hatta “artık tiyatro defteri kapandı, bir daha kulis aynasına bakarak makyaj yapamayacağım” demiştim.
 
Bundan bir ay önce telefonum çaldı. Arayan en sevmediğim yıllarımın en sevdiğim insanlarından sınıf arkadaşım Sadi Özen’di. Gerek insanlığına, gerek tiyatro adamlığına bayıldığım ama en çok da rejisine hayran olduğum TİYATRO KEDİ’nin sahibi Hakan  Altıner beni çağırmış MÜFETTİŞ oyunu için. Artık Bodrum’da yeni bir hayata başlayacak olan Selda Orpak’tan bayrağı devr almamı istiyordu.
 
MÜFETTİŞ’in baş rolünde eline doğduğum, efsane Dormen Tiyatrosu’nun kurucusu, yaratıcısı HALDUN DORMEN var.
 
Ayaklarım totoma vura vura gittim. İki provada “odunu oynatsa can verecek” Hakan Altıner yardımı, ekibin de desteği ile yeniden sahneye çıktım.
 
Heyecandan öldüğüm, ellerimin uyuştuğu, dizlerimin titrediği bir “ÂN” yaşadım, önüne kattığı musmutlu iki saatle birlikte.
 
Tiyatro sadece sahneye çıkıp orada durmak ve oynamak değildir. Bunun bir öncesi vardır. Mesela mutlaka önce gelmek gerekir, tıpkı havaalanına erken gitmek gibi. Rolünü biraz çalışmak, üstüne giymek, sahne önünde ya da arkasındaki ekip arkadaşlarınla tek vücut olmak ister.
 
Bunun en güzel örneğini Haldun Dormen’de görüyorum tıpkı bir ders niteliğinde ve okullarda öğretilmeyen.
 
Ben 12 Temmuz gecesi Trump Towers’da MUTLU ANILAR DOLABIMA şahane bir kutu daha koydum. Yenileri için de hala yerim var.
Kapat